Küresel borsalarda 14 trilyon dolarlık kayıp: Peki sırada neler var?
ABD ve İsrail'in saldırılarıyla dünya borsalarında 14 trilyon dolar eridi. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı'ndaki tehlikenin maliyetleri artırdığını açıkladı.
Küresel enerji arzının kalbi konumundaki Orta Doğu'da 28 Şubat itibarıyla başlayan çatışmalar, küresel ekonomiyi derinden sarsıyor. Savaşın ilk ayında toplam değeri 157,5 trilyon dolar olan küresel borsalar, 30 Mart itibarıyla 143,5 trilyon dolara geriledi.
Yaşanan yaklaşık 14 trilyon dolarlık gerileme, krizin üretimden lojistiğe kadar geniş bir alana yayıldığını ortaya koydu. Küresel petrol talebinin yüzde 20'sini taşıyan Hürmüz Boğazı'nda yaşanan aksaklıklar, Brent petrolün varil fiyatını 100 doların üzerine taşıdı. Artan enerji ve sigorta maliyetleri, küresel üretim zincirinde yeni bir fiyatlama rejimini tetikledi.
"TAŞIMACILIK MALİYETLERİNİ ETKİLEYECEKTİR"
İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, piyasalarda oluşan risk primine dikkat çekerek şunları söyledi:
"Bugün dünyadaki fiyatlamalarda bir risk priminin devreye girdiğini söylemek elbette yanlış değil. Fakat risk primi daha çok finansal piyasa parametrelerinde gözlemleyebileceğimiz bir durumdur. Örneğin petrol fiyatları, savaş bitse bile 20-30 dolarlık bir risk primini barındırabilir. Altın fiyatları da benzer çıkışı 28 Şubat öncesinde yapmıştı. Aynı çıkış, tekrar benzer tabloların yaşanacağı beklentisiyle her zaman gerçekleşmeyebilir, savaş bitse bile böyle bir yükseliş görülmeyebilir. Borsalar da hızlı bir çıkış göstermeyebilir. Ancak reel taraftaki fiyatlamalarda petrol ve buna bağlı ürünler, taşımacılık maliyetlerini etkileyecektir."
ARZ YÖNLÜ ŞOK TEHLİKESİ
Hürmüz Boğazı'nın kapanma riskinin gıda ve enerji kanalı üzerinden büyük bir baskı yarattığını belirten Aslanoğlu, sözlerine şöyle devam etti:
"Nitrojene dayalı gübrenin, dünya alüminyumunun yüzde 10’unun ve yüzde 15’inin, ayrıca gübrenin yüzde 25-30’unun geçtiği bir bölgenin kapanması söz konusu. Bu durum, gıda ve enerji kanalı üzerinden ciddi bir baskı yaratıyor. Dünyanın fabrikaları diyebileceğimiz Güney Kore, Çin, Hindistan ve Japonya, Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerjinin yüzde 80’ini alıyor. Dolayısıyla bu ülkeler, enerji girdisini sağlayamadıkları ölçüde arz tarafında da sorunlar yaşamaya ve yaşatmaya aday görünüyor. Özellikle Hark Adası’na olası saldırı veya kara harekatının başlaması ya da İran’ın enerji arzının durması veya aksaması durumunda, fiyatlar üzerindeki baskı büyük ölçüde arz yönlü şoklardan kaynaklanacaktır. Özetle, risk primi vardır, ancak bunun finansal piyasa parametrelerinde daha belirgin olduğunu düşünüyorum"

FİYAT ARTIŞLARININ GEÇİCİ ETKİSİ
Prof. Dr. Aslanoğlu, geçiş ücreti veya aşırı fiyatlamaların sürdürülebilir olmadığını da ifade etti. Aslanoğlu, "Petrol üreten ve enerji satan ülkeler, petrol fiyatlarının 200-300 dolara çıkmasından kısa vadede fayda sağlayabilir gibi görünse de böyle bir fiyat seviyesinin yaratacağı talep düşüşünün kendilerine yarardan çok zarar getireceğini de bilmektedirler. Bu nedenle bu tür fiyatlamalar veya geçiş ücretleri geçici nitelikte olabilir" dedi.
Enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi durumunda ülkelerin ayrışacağını vurgulayan uzman, konuyu şu sözlerle özetledi:
"Bu durum, emtia üreticisi Latin Amerika ve Afrika’daki bazı ülkeler ile kısmen Orta Doğu ülkelerinin bu süreçte daha pozitif ayrışabileceğini düşündürmektedir. Ancak özellikle Orta Doğu ülkeleri ciddi bir hasarla karşı karşıya kaldığı için, elde edecekleri gelirden ziyade daha çok maliyetle karşılaştıklarını söylemek mümkün olacaktır. Latin Amerika ülkeleri ise ham madde üreticisi olarak bu süreçte öne çıkmaktadır. Genel olarak enerji ve gıda üreticisi ülkelerin daha avantajlı konumda kalabileceği kanaatindeyim. Bu çerçevede, emtia üreticisi olmayan ve emtiaya bağımlı ithalatçı ülkelerde kaybeden tarafın daha fazla olabileceği görünmektedir"
Büyük şirketlerin likidite ve risk yönetimi bakımından bu dönemi daha avantajlı atlatabileceği belirtilirken, küçük işletmelerin daha fazla zorlanacağı bildirildi.