İsrail-İran düşmanlığı nasıl başladı? İlişkiler neden tersine döndü?
İsrail ve İran arasındaki düşmanlık 1979 devrimiyle keskinleşti. Filistin, vekil güçler ve nükleer dosya gerilimi ise bu kopuşu kalıcılaştırdı.
İsrail ile İran arasındaki düşmanlık, iki ülkenin 1950’lerden 1979’a kadar süren pragmatik temaslarının ardından, 1979’daki İran İslam Devrimi ile keskin bir kopuşa dönüştü. Bugün gerilimi besleyen başlıklar ise Filistin meselesi, İran’ın bölgedeki vekil aktörlerle kurduğu ağ ve nükleer programın yarattığı güvenlik kaygıları oldu.

ŞAH DÖNEMİNDE İŞBİRLİĞİ
İran, 6 Mart 1950’de İsrail’i fiilen tanıdı. İki ülke arasındaki İlişkiler uzun süre resmi düzeyi sınırlı, fakat pratikte işleyen bir hat üzerinden yürüdü. Ancak İran'ın tarih öncesi dönemlerden modern zamanlara kadar tarih, kültür ve medeniyetini konu alan kapsamlı bir ansiklopedi olan İranica’da, İsrail'i tanımanın resmi duyuru yapılmadan gerçekleştiğini ve bu nedenle bu de facto durumun iç politikada tepki çektiği aktarılıyor.

Bu dönemde enerji hattı ilişkilere ağırlık verirken, akademik çalışmalarda ise, 1950’lerin ortasından 1970’lerin sonuna uzanan süreçte İsrail’in petrol tedarikinde İran’ın belirleyici rol oynadığı, İsrail’in petrol ithalatının çok büyük bölümünün İran kaynaklı olduğu vurgulanıyor.

1979 DEVRİMİYLE KOPUŞ
Washington merkezli, kamu politikaları üzerine çalışan düşünce kuruluşu Brookings’in değerlendirmesine göre İran'daki devrim, iki ülke ilişkilerini “işbirliği” zemininden çıkarıp ideolojik karşıtlığa taşıdı ve diplomatik temaslar tam da burada kesildi. Aynı analizde, devrim sonrası İran’ın siyasi söyleminde İsrail’e yönelik sert kavramların yerleştiği de belirtildi.

Görsel Çevirisi: Devrim, bu ilişkileri dramatik biçimde altüst etti. Bağlar yalnızca kopmadı; İsrail, Ayetullah Humeyni tarafından “Küçük Şeytan” statüsüne indirildi (“Büyük Şeytan” ise ABD’ydi). Yeni İran rejimi için İsrail, dinî öğelerle beslenen ideolojik öfkenin başlıca hedeflerinden biri hâline geldi.
HİZBULLAH VE VEKİL ÇATIŞMA HATTI NASIL KURULDU?
Britannica, Hizbullah’ın 1982’deki İsrail’in Lübnan’ı işgali sonrasında bir milis/siyasi hareket olarak ortaya çıktığını aktarıyor. Dış İlişkiler Konseyi CFR’ın arka plan notlarında ise Hizbullah, İran destekli bir yapı olarak tanımlanıyor ve bu bağın bölgesel gerilimlerdeki rolüne dikkat çekiliyor.
Bu çerçevede İsrail-İran hattında çatışma, doğrudan cephe yerine çoğu zaman üçüncü ülkeler ve silahlı gruplar üzerinden yürüyen “vekil” bir boyut kazandı. Uzman kuruluşların değerlendirmeleri, bu dinamiğin özellikle Lübnan ve Suriye gibi sahalarda belirginleştiğini ortaya koyuyor.

İŞGALCİ VE MEŞRUİYETSİZ BİR YAPI
Tahran yönetimi ise İsrail’le yaşanan gerilimi ve gelinen noktayı sadece ikili bir güvenlik rekabeti olarak değil, Filistin meselesi ve bölgesel güç dengeleriyle iç içe geçmiş ideolojik bir çatışma başlığı olarak okuyor. İran, İsrail’i işgalci ve meşruiyetsiz bir yapı olarak nitelendirirken, Filistin’e ve “direniş ekseni” diye tanımladığı aktörlere verdiği desteği de caydırıcılık ve bölgesel savunma doktrininin parçası olarak sunuyor. İran tarafı nükleer programının sivil amaçlı olduğunu vurgularken, sabotaj iddiaları, hedefli operasyonlar ve yaptırımların ülkenin güvenlik algısını sertleştirdiğini, bu nedenle “asimetrik” araçların (müttefik ağlar, siber kapasite, füze programı) daha görünür hale geldiğini savunuyor.
NÜKLEER PROGRAM VE “GÖLGE SAVAŞ” DÖNEMİ
ABD’de çatışmaları önleme, azaltma ve barış inşası üzerine çalışan bir başka düşünce kuruluşu USIP’in (United States Institute of Peace) derlediği zaman çizelgesinde ise, 2010’lardan itibaren İran’ın nükleer altyapısı ve bağlantılı hedeflere yönelik saldırı/sabotaj iddialarının arttığına işaret ediyor. Yine USIP analizlerinde, siber saldırılar ve hedefli operasyonlar gibi başlıkların öne çıktığı bir “gölge savaş” döneminden söz ediliyor.
Bugün gelinen noktada ise karşılıklı tehdit dili, sahada yaşanan saldırı ve misillemeler, İsrail-İran hattındaki gerilimi sıcak çatışma riskinin daha çok konuşulduğu bir evreye taşıyor.