Ulucanlar’da “Ölü Canlar”ın hikâyesi
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından inşa edilen ilk cezaevi olan Ulucanlar Cezaevi, geçmişte yaşanan acıları ve isyanları bugün müze olarak geleceğe aktarmaya devam ediyor.
Altındağ ilçesindeki Ulucanlar Tevkifhanesi, halk arasında ve burada acı çekenlerin dilinde “Ölücanlar Cezaevi” olarak anıldı. Türk tarihinde önemli isimlerin tutsak edildiği yer olarak hafızalara kazınan cezaevi, resmî adıyla Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi’nde 1925-2006 yılları arasında faaliyet gösterdi.
Bu süreçte birçok ünlü isim burada tutuklu kaldı. Bazılarının infazı ise cezaevi içerisinde bulunan kavak ağacının altına kurulan darağacında gerçekleştirildi.
Merhum Başbakan Bülent Ecevit de yerleşke içindeki “Hilton” olarak adlandırılan üç katlı binanın giriş katındaki 9 metrekarelik odada cezasını çeken isimler arasında yer aldı.
Yaklaşık 80 yıl cezaevi olarak kullanılan Ulucanlar, müzeye dönüştürüldükten sonra yoğun ziyaretçi akınına uğruyor. Ziyaretçiler ülkenin dört bir yanından gelirken, yabancı turistlerin ilgisi de dikkat çekiyor.
Ülke tarihinde önemli bir yere sahip olan Ulucanlar Cezaevi, 2008 yılında Adalet Bakanlığı tarafından müze olarak kullanılmak üzere Altındağ Belediyesi’ne devredildi. Restorasyon çalışmalarının ardından 2010 yılının ortalarından itibaren müze olarak hizmet vermeye başladı.
81 yıl boyunca aktif cezaevi olarak kullanılan Ulucanlar’da merhum Başbakan Bülent Ecevit’in yanı sıra çok sayıda gazeteci, yazar, şair, siyasetçi ve sendikacı kaldı. Bu isimler, cezaevinin nemli ve havasız duvarları arasında ömürlerinin bir bölümünü geçirdi.
Türk tarihinde önemli görevlerde bulunmuş ve burada ceza yatmış kişilere ait özel eşyalar ile bazı belgeler, kaldıkları koğuşlarda sergileniyor.
Aslına uygun şekilde dizayn edilen koğuş ve tecrit odalarında balmumundan yapılmış 22 mahkûm heykeli bulunuyor. Özellikle karanlık ve dar tecrit odalarından yükselen, işkenceleri yansıtan çığlık sesleri koridorlarda yankılanıyor.
Bu sesler bazı ziyaretçilerin psikolojisini olumsuz etkilediği için ses seviyesi zamanla asgari düzeye indirildi.
Cezaevi bünyesinde bulunan ve “Hilton” olarak adlandırılan bölümde merhum Başbakan Bülent Ecevit’in yanı sıra Osman Bölükbaşı, Necip Fazıl Kısakürek, Osman Yüksel Serdengeçti, Nâzım Hikmet, Cevat Şakir Kabaağaçlı, Ahmet Emin Yalman, Zekeriya Sertel, Şinasi Nahit Berket, Mümtaz Faik Fenik, Kurtul Altuğ ve Fakir Baykurt gibi birçok tanınmış isim kaldı.
İki katlı ve 9 metrekarelik odalardan oluşan Hilton bölümünde ikişer katlı ranzalar bulunuyor. İklimsel ve yapısal olarak soğuk bir görünüme sahip olan bina, o dönemlerde Ankara manzaralı olarak anılsa da birkaç yapı dışında geniş bir manzara sunmuyor. Üst katta, arka taraftaki demirli küçük pencereden Ankara Kalesi ve Kayabaşı görülebiliyor.
Ulucanlar Cezaevi’nde idamlar, girişin sol tarafında bulunan ve günümüzde de varlığını sürdüren kavak ağacının dibine kurulan darağacında gerçekleştirildi. Darağacı, bugün kavak ağacının hemen yanında kafesimsi bir yapı içerisinde ziyaretçilere sergileniyor.
İnfazların bir kısmı burada yapılırken, bazıları da Samanpazarı Meydanı’nda gerçekleştirildi.
İskilipli Atıf Hoca ve Ali Rıza Hoca’nın infazları 1926 yılında Samanpazarı Meydanı’nda yapıldı. 1964’te 22 Şubat ve 20 Mayıs ayaklanmalarının başında bulunan Albay Talat Aydemir ile Binbaşı Fethi Gürcan; 68 Kuşağı’nın önde gelen isimlerinden Deniz Gezmiş ve iki arkadaşı da 1972 yılında Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildi.
Cezaevinde, 1971 Muhtırası sonrası ve 12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında toplam 7 mahkûmun infazı gerçekleştirildi. İdamların biri hariç tamamı siyasi suçlulara aitti. Ednan Kavaklı, Ulucanlar Cezaevi’nde idam edilen tek adli suçlu olarak kayıtlara geçti.
Cezaevinde; Bülent Ecevit, Yılmaz Güney, Deniz Gezmiş, Nâzım Hikmet, Cüneyt Arcayürek, Mahmut Alınak, Fakir Baykurt, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Yaşar Kemal, Selim Sadak, Sırrı Sakık, Kemal Tahir, Metin Toker, Muhsin Yazıcıoğlu ve Leyla Zana gibi çok sayıda tanınmış isim tutuklu ya da hükümlü olarak kaldı.
29 Eylül 1999’da başlatılan Hayata Dönüş Operasyonu sırasında cezaevinde 10 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 100 kişi de yaralandı.
Koğuşların ve tecrit odalarının dili olsa anlatacak çok şey var. Özellikle adli suçluların kaldığı küçük koğuşlarda mahkûmların duvarlara yazdığı yazılar, çizdiği resimler ve özlem duydukları yakınlarının fotoğrafları dikkat çekiyor.
Duvarlardaki çizimler adeta dramatik bir film afişini andırıyor; her biri yoğun bir duygu yükünü yansıtıyor. Hangi ruh hâliyle yapıldığı bilinmeyen bu dışavurumlar, ziyaretçilere geçmişin ağır atmosferini hissettiriyor.
Uzun süredir müze olarak hizmet veren Ulucanlar, yok olmuş hayatların izlerini bugüne taşırken, gelecek nesillere de aktarmaya devam ediyor.