Son ocak söndüğünde meslek yok olacak
Ankara Kalesi kalaycı usta Fahrettin Akdoğan, yarım asırlık ocağında kaybolmaya yüz tutan geleneksel bakır parlatma zanaatını tek başına geleceğe taşımaya çalışıyor. Kültürel mirasın son temsilcisi, çırak bulamamaktan ve mesleğin yok olma tehlikesinden endişe duyuyor.
ANKARA KALESİ'NDE BİR ZANAATIN SON USTASI
Kalaycılık, Anadolu’da yüzlerce yıl boyunca mutfak kültürünün ayrılmaz bir parçası oldu. Bakır kapların sağlık açısından güvenli kullanılabilmesi için düzenli olarak kalaylanması gerekiyordu. Bu nedenle kalaycılar, köy köy, mahalle mahalle dolaşarak hem geçimlerini sağladı hem de geleneksel yaşamın vazgeçilmez bir hizmetini sundular. Ancak birkaç neslin bilmediği gezgin kalaycılar mazideki yerini alalı yaklaşık yarım asır oldu.
Osmanlı döneminden Cumhuriyet yıllarına uzanan süreçte kalaycılık önemli bir geçim kaynağı olurken, sanayileşme ve mutfak alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte meslek giderek gerilemeye başladı. Paslanmaz çelik, alüminyum ve cam ürünlerin yaygınlaşması, bakır kullanımını azalttı. Böylece bir zamanların en yaygın zanaatlarından biri, günümüzde birkaç ustanın omuzlarında varlığını sürdürmeye çalışıyor. Ankara Kalesi’nde faaliyet gösteren zanaatkârlar da bu dönüşümün tanıkları arasında yer alıyor. Bakırcılar, demirciler, ahşap ustaları ve kalaycılar, kalenin yalnızca taş duvarlardan ibaret olmadığını; onu yaşatan unsurun insan emeği ve üretim kültürü olduğunu gösteriyor.
KALENİN DAR SOKAĞINDA KALAY KOKUSU
Ankara Kalesi’nin dar sokaklarında, tarihin ve gündelik hayatın iç içe geçtiği mekânlarda yüzyıllardır süregelen zanaatlar yaşam mücadelesi veriyor. Kalenin turistik vitrinlerinin hemen ardında, zamane direnen atölyelerde yalnızca bakır kaplar değil, bir kentin hafızası da işlenmeye devam ediyor. Kale esnafı ve zanaatkârlarının temsil ettiği bu kültürel mirasın önemli örneklerinden biri olan kalaycılık, bugün yok olmaya yüz tutmuş meslekler arasında yer alıyor. Bu kadim zanaatın Ankara’daki son temsilcilerinden Fahrettin Usta ise Ankara Kalesi'nin eteklerindeki mütevazı atölyesinde yarım asrı aşkın süredir mesleğini sürdürüyor. Babası Faik Usta’nın Tokat’tan Ankara’ya taşıdığı kalaycılık geleneği, bugün Fahrettin Usta’nın ellerinde yaşamaya devam ediyor. Çocuk yaşlarda başladığı mesleğini onlarca yıldır sürdüren usta, Ankara Kalesi’nin değişen yüzüne rağmen ocağının ateşini söndürmüyor. Fakat yaşı ve sağlığı kadim mesleğini yapmaya daha ne kadar izin verecek ya da günümüz koşullarına ne kadar dayanabilecek?
OCAK SON KEZ SÖNDÜĞÜNDE MESLEK YOK OLACAK
Atölyesinde bakır kaplar yeniden parlatılırken, geçmişin bilgisi de bugüne taşınıyor. Ancak bu zanaatın geleceği konusunda kaygılar büyük. Mesleği devralacak çırakların yetişmemesi, kalaycılığın önündeki en büyük sorunlardan biri olarak görülüyor. Ankara Kalesi’nde faaliyet gösteren zanaatkârlar, yalnızca ürün üretmiyor; aynı zamanda kentin kültürel belleğini de koruyor. Bu nedenle kalaycılık gibi geleneksel mesleklerin kaybolması, yalnızca ekonomik bir dönüşüm değil, aynı zamanda kültürel bir hafızanın yok olması anlamına geliyor. Bugün Ankara Kalesi’nde bakır kaplar hâlâ ateşle buluşuyor olsa da son zanaatkâr Fahrettin Usta meslekte uzatmaları oynuyor. Meslekte yarım asrın verdiği yorgunluk yüzündeki ifadeden anlaşılıyor. Bakır önemini korusa da onu yaşatan eller birer birer yok oldu. Fahrettin Usta'nın kalay ocağındaki ateş son kez söndüğünde yalnızca bir meslek değil, Ankara’nın geçmişiyle kurduğu önemli bağlardan biri de sessizce yok olacak.