Gençlerbirliği taraftarlarıyla Tanıl Bora buluşuyor!

Tanıl Bora, Gençlerbirliği ve spor kültürünü derinlemesine ele alacak söyleşi ve imza günü ile Ankara’da taraftarlarla buluşuyor.

Gençlerbirliği taraftarlarıyla Tanıl Bora buluşuyor!

Ankara’nın köklü futbol kulübü Gençlerbirliği, spor ve taraftarlık kültürünü tartışmak için anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Yazar ve siyaset bilimci Tanıl Bora, 12 Şubat 2026 tarihinde AKSM Amfi’de gerçekleştirilecek söyleşi ve imza gününde, futbolun sadece oyun olmadığını, sosyal ve kültürel boyutlarını tüm detaylarıyla aktaracak. Taraftarların yoğun ilgisi beklenen etkinlik, sporun derinliklerine ışık tutacak bir buluşma niteliğinde.

SÖYLEŞİ VE İMZA GÜNÜ DETAYLARI

12 Şubat 2026, Saat 16.30’da AKSM Amfi’de gerçekleşecek etkinlik, spor ve taraftarlık üzerine keyifli ve bilgilendirici bir deneyim sunacak. Katılımcılar, Tanıl Bora’nın eserlerini imzalatma fırsatı da bulacak.

TANIL BORA KİMDİR?

Tanıl Bora, Türkiye’de tanınmış bir yazar, akademisyen ve siyaset bilimcisidir. Özellikle siyaset, kültür ve sosyal analiz alanında eserler üretir. Aynı zamanda edebiyat ve spor kültürü üzerine yazılarıyla bilinir. Futbol, spor ve taraftarlık gibi sosyal olgulara dair eleştirel ve derinlikli analizler yapar; bu bağlamda toplumun kültürel ve psikolojik dinamiklerini inceler.

Fırsat buldukça Gençlerbirliği'nin maçlarına gider ve Eryaman Stadyumu'nun maraton tribününde Alkaralar'dan dostlarıyla maçları izler.

Fotoğraf: Necdet Özkazancı, Tanıl Bora ve Ozan Güler/17.08.2025 Gençlerbirliği-Antalyaspor (0-1)

Fotoğraf: Necdet Özkazancı, Tanıl Bora ve Ozan Güler/17.08.2025 Gençlerbirliği-Antalyaspor (0-1)

Tanıl Bora ve Gençlerbirliği

"İmalat-ı Harbiye Ankara Sultanisi'ne Karşı" adlı, başkentin iki köklü kulübü Gençlerbirliği ve MKE Ankaragücü'nün tarihi üzerinden iki kulübün farklılıklarının anlatıldığı belgeselde Bora şöyle der:

"Ankaragücü'nün bir kere adıyla o şehir kimliğini ve şehirli kimliğini temsil etme gücü çok belirgin. İşte Ankara'nın gücü Ankaragücü. Bu, Ankaragücü'nün şehre sonradan gelenleri de kendilerini Ankaralı hissetme ve şehre entegre olmada sağladığı desteği de anlatır bize. Gençlerbirliği'nde de şehirli kimliği aslında belirgindir. Özellikle taraftarlara baktığınız zaman kendilerini Ankara'nın takımı olarak hisseder, bundan memnun olurlar, bundan gurur duyarlar. Hatta Ankaragücü'nün ilk kez İstanbul'da kurulmuş olmasına zaman zaman şaka yollu takılırlar ve gerçek, ilk gerçek Ankara takımının, sahici Ankara takımının Gençlerbirliği olduğunu söylerler.

Gençlerbirliği'nin kuruluş hikayesi aslında büyük ölçüde o zamanki adıyla Ankara Sultanisi denen, daha sonraki adıyla Ankara Atatürk Lisesi'nin hikayesiyle çok örtüşüyor. Anlaşılan ilk başta öğretmenlerine tepki duyan öğrenciler, okul dışında bir kulüp kuruluşuna girişiyorlar; okul takımına alınmadıkları ya da benzeri nedenlerle... Aslında bu gerçekten derbi adlandırmasını sonuna kadar hak eden bir rekabet. Çünkü gerçekten eski bir kökü var. 1920'lere kadar, 1923'e kadar -çünkü Ankaragücü daha eski- uzanan bir kökü var. Gerçekten temsil ettiği bir sosyal rekabet de var.

İki kulüp, iki farklı camiayı, iki farklı sosyal camiayı, iki farklı sosyal iklimi temsil ediyor. Gençlerbirliği hakikaten bir okullu takımı. Sadece Ankara Sultanisi ve Atatürk Lisesi'ne değil; daha sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ziraat Mektebi, Hukuk Mektebi'ne, üniversitelere, fakültelere ve liselere dayanan; daha bir tahsilli gençliğin bir yandan okurken bir yandan oynadığı, destekçilerin de bu okul camiası, okullu camiası ya da memur zümresi olduğu bir tür kolej takımı hüviyetine sahip. Ankaragücü ise hem İmalat-ı Harbiye'den beri silah sanayi işçilerine dayanan ve onların etrafındaki sosyalleşmeye dayanan; bir yanıyla bir işçi takımı ya da doğrudan doğruya bir kemik işçi takımı olmasa bile popüler bir takım.

Kuşkusuz bu ikisinin karşılaşması, bu iki zümrenin birbirleri hakkındaki önyargılarını, soğukluklarını, hasetlerini, hınçlarını, kızgınlıklarını, ilgilerini de seferber eden; dolayısıyla şehirde böyle bir tür sosyal, sınıfsal karşılaşmaya da vesile olan bir yanı var."

Ankara Rüzgarı: Gençlerbirliği Tarihi

Kaleme aldığı 'Ankara Rüzgarı: Gençlerbirliği Tarihi', taraftarlar için sadece bir kitap değil, aynı zamanda kulübün hafızasıdır. Tanıl Bora, kulüp tarihine ışık tutan bu eşsiz eserle ilgili merak edilenleri, 6 yıl önce Alkaralar YouTube kanalında yayınlanan 'Tanıl Bora'dan 10 Soruda Ankara Rüzgarı' programında yanıtlamıştı.

1. Her kulüp için, her camia için kendi tarihi önemlidir. Gençlerbirliği özelinde bu neden önemli ve belki daha önemli?

-Bizim eski bir tarihimiz var. Türkiye'deki kulüplerin büyük çoğunluğu 60'larda kurulmuş kulüpler. Biz, Türkiye'nin çok daha erken kurulmuş az sayıdaki kulübünden biriyiz. 1923'te kurulmuş bir kulüp. Bizden eski kurulanlar da var ama sanırım Türkiye'nin en eski 10 kulübünden biriyizdir. Uzun bir tarih, yani bu bakımdan önemli, köklü bir tarih.

Şundan da önemli: İlhan Cavcav, Gençlerbirliği'nin bekası bakımından çok önemli. İlhan Cavcav olmasaydı Gençlerbirliği bugün çok aşağılarda, unutulmuş, marjinal bir kulüp olabilirdi; doğru ama şu da var ki Gençlerbirliği, İlhan Cavcav'dan önce on yıllara uzanan bir tarihi var. Cavcav'dan öte bir tarihi olduğunu da hatırlamak bakımından önemli. Hem de İlhan Cavcav'ın kendi tarihini bilmek bakımından önemli.

Bir de Gençlerbirliği tarihinin sosyal tarih yönü var. Liseliler tarafından bir öğrenci isyanıyla kurulmuş bir kulüp. Ankara'nın okulluları, her tür okuluna oturmuş, oralarda kendi sosyal zeminini bulmuş bir kulüp. Ankara'nın sosyal tarihinin değişimini izlemek bakımından da Gençlerbirliği tarihi bize bir perspektif sunuyor. O bakımdan bütün başka kulüplerden farklı bir pencere açıyor. Bir de tabii, Gençlerbirlikli olduğumuz için Gençlerbirliği tarihi özel olarak önemli.

2. Sizce Gençlerbirliği, kendi tarihinden yeteri kadar feyz alabilen bir camia mı?

-Bence değil. Kulüp yönetiminin yapıp ettiklerini izlediğimiz zaman pek öyle olmadığını görüyoruz. Halbuki zamanımızda bütün müesseseler, sadece futbol kulüpleri değil, kendilerine özgü olan, onlara karakter veren bütün unsurları tepe tepe kullanıyorlar; hatta reklamlaştırıyorlar, endüstriyelleştiriyorlar, markalaştırıyorlar, istismar da ediyorlar.

Biz kendimize özgü kulüp karakterini kullanamıyoruz. Bunu bayağı sevimsiz bir şey olma pahasına söylüyorum. Ticari reklam anlamında dahi kullanamıyoruz. Gençlerbirliği'nin özgün niteliklerini, beşeri sermayesini aynı zamanda kullanamadığımızı düşünüyorum. Bunu kulüpten ziyade taraftarlar kendi adlarına yapmaya çalışıyorlar. Taraftarlar bana sorarsanız, kulübün yaptığından çok daha fazla kulüpçülük yapıyor. Varsın çok düşük ölçekte, kendi dar imkanlarıyla olsun; neyse, ne canı gönülden yapmaya çalışıyorlar. Bunu da çok şövalyece ve kıymetli buluyorum.

3. Kitabın 2003 yılındaki ilk basımı çok daha fazla emek gerektirmişti muhtemelen. O tarihe geri dönüp oradaki hikayeyi anlatmak ister misiniz?

-Çalışmayı yaparken 50'yi aşkın insanla konuştum. Onların bir bölümü öldüler. O görüşmeler çok vakit aldı, sanırım iki-üç yıla yayıldı. Bazı kişilere ulaşmak da çok zor oldu. Ama çok da benim Gençlerlikli olmamı pekiştiren bir tecrübe olarak hatırlıyorum o süreci. Kulübü için emek vermiş, yöneticilik yapmış, futbol oynamış çok değerli Gençlerbirliklilerle görüşmeler yaptım. Karşılıklı ağlaştığımız görüşmeler oldu. Benim için başlı başına çok değerli bir tecrübeydi. Aynı zamanda biraz arşiv çalışması oldu: sözlü tarih ve arşiv çalışması.

4. 2019 yılındaki bu yeni basımın farkı neydi peki?

-Kitabın yeni basımı da o zamandan beri geçen 15-16 yıllık gelişmeleri toparlamaya çalışıyor. Bunun için yeni bir görüşme yapmadım, hatta hiç yapmadım; çünkü kendi tanık olduğum zamanlar. Tabii, insanların kendi tanık olduğu zamanları yazması daha zor. Mesafelenmek daha zor. Öznellik payı daha yüksek olabilir. Kendi gördüğüm yerden yazmış oldum, tabi ister istemez. Ama olabildiğince mesafe koymaya çalıştım. Sanırım olması olmamasından iyidir diye düşünüyorum. Keşke ilk görüşme yaptığım kişilerle videoya alarak görüşme yapmış olsaydım, çok değerli bir arşiv olurdu, ama ne yazık ki teknik olanaklar da o zaman fazla değildi; yapamadım. O bir ukde.

5. 2003'teki ilk basımı hazırlarken sahip olduğunuz motivasyon ile bu yeni basımdaki motivasyonunuzu karşılaştırabilir misiniz?

-2003'te çok daha coşkulu yazmıştım. 2003, kulüp tarihinin en başarılı iki sezonundan biri. Biz iki kez üçüncü olduk ligde, biri oydu. Çok parlak bir takımdı. İlk başladığımda yine küme düşme tehlikesi yaşadığımız zamanlardı ama ilk iş olduğu için hevesim daha tazeydi. O zamanki heves, coşku daha yüksekti. Bu 15 yılı tamamlarken görev duygusuyla, yaşadığımız son dönemi de kapsamak lazım diye, görev duygusuyla yazdım. Bir de karamsar olduğumuz zamanlardı. Buna giriştiğim zamanlarda tekrar üst lige çıkmaya çalışıyorduk ve bir türlü tam emin olamıyorduk. Birçok kırıklığımız, burukluğumuz vardı. Düşme sürecinin burukluğu vardı. O nedenle kıyas edilemez bir şekilde, ilk basım için yapılan çalışmanın coşkusu, hevesi çok daha yüksekti.

6. Fakat yine de ne kadar zor zamanlardan geçse de kulüp, genç taraftarların kulübün tarihine ve bu kitaba coşkuyla yaklaştığını görüyoruz.

-Bu benim için başlı başına çok sevindirici. Zaten bu, benim toplamda çok severek yaptığım bir şey. Bu son 15 yılı katmak, daha buruk, daha hevessiz olsa da yeterince de hevesli bir şeydi. Kulüp tarihini bir roman gibi görüyorum. Bir kulübün tarihi bir romandır. Bir kahramanın hayat içindeki yürüyüşü ve hayat hikayesi. Hakikaten bir romandır. Bir taraftar da bunu böyle görmeli. İki maç, üç maç; o sezon, bu sezondan çok daha uzun bir hikâye bir kulübün hikâyesi. O genişlikle bakmalı ve taraftarlık bence öyle olur. Bir kornerle, bir golle, bir maçla, bir sezonla sınırlı olmayan bir şey bu; bir roman yani.

7. 2003'te bu kitap yayımlanırken, kulüp hakkındaki gelecek projeksiyonunuz nelerdi? Gençlerbirliği'nin 10-20 yıllık süre zarfında nerelere geleceğini tahmin ediyordunuz?

-2003 yılının konjonktüründe ben Gençlerbirliği'nin, benim “başaltı” olarak tanımladığım, yani illa şampiyonluğa oynamayan ama UEFA ligine takılma iddiasını taşıyabilecek; dördüncü ila sekizinci sıra arasında kurumlaşmış, bazen o hedeften sapabilen ama ilke olarak orada kurumlaşan ve fırsat bulduğunda daha yukarısını isteyebilecek bir kulüp olarak kurumlaşmasını ve oturmasını umuyordum, bekliyordum. O potansiyelimizin olduğunu düşünüyordum, ama ne yazık ki bunu yapamadık. Bundan ürktük. Bunun masraflı ve zahmetli bir iş olduğunu düşündü kulüp yönetimi. 10'uncu ila 14'üncü sıralar arasında hayatını sürdürecek bir kulüp olarak kurumlaşmaya yöneldi. O da sürdürülebilirliği çok zor olan ve riski çok zor olan bir şey. Benim beklediğim, temkinini koruyarak, azgınca transferler yapmayarak ama mantıklı ve iyi planlamayla başaltında kurumlaşan ve içinde bulunduğumuz yıllarda bir yeni şampiyonun çıkmasının daha mümkün olduğu koşullar olduğunu görüyoruz. O günler için, yani bugünden için o zamandan pusu atan, o zamandan bunun zeminini hazırlayan bir kulüp olmamızı umuyordum; bence bu da mümkündü.

8. Peki 2019'dan 10-15 yıl sonra bu kitabı yeniden güncellerseniz, nasıl sayfalar ekleyeceksiniz sizce? Umut var mı Gençlerbirliği için?

-Ömrümüz olsun diyelim. Öncelikle kulüp olarak ömrümüz olsun. Çünkü gerçekten kulübün, işlerin kötü gitmesi, tekrar düşmesi halinde; bizim taraftar forumlarında, Alkaralar'ın canlı yayınında, Klasspor'daki yayınlarda konuşulduğu gibi, bir daha artık toparlayamamız ve art arda kümeden düşmemiz riski var. Böyle bir tehlike gerçekten var. Bunun olmasını istemem ama böyle bir tehlike ve kötü ihtimal olduğunu düşünüyorum.

Bunun olmasını istemem ama, olursa da hayatta kalsak, o da tamamdır. Varsın profesyonel futbolun en alt dairesinde olsun; tamam, ona da varız. “Sevdanın kümesi olmaz” derler, sevdanın ligi olmaz. Ama tabi umarız ki böyle olmaz. Umarız ki toparlar ve üst ligde kurumlaşan bir rota çizebiliriz kendimize. Ama bir tahminte, öngörüde bulunamıyorum. En kötüsüne de, iyisine de hazır olmak lazım.

9. İlk basım kulüp tarafından yayınlanmıştı. Bu kez Tarih Vakfı Yayınları'ndan çıktı. Neler dersiniz bu konu hakkında?

-Biz, Gençlerbirliği taraftarları arasında imece oluştu. İnsanlar ceplerinden, keselerinden yettiği kadarıyla destek verdiler ve 50'yi aşkın kişinin ortak desteğiyle bu kitap yayınlandı. Bu kitapla ilgili en büyük heves ve şevki veren bu. Taraftarın verdiği imkanla yayınlanan bir kitap oldu. Bu benimsenme ve sahiplenme bakımından da daha canlı, daha taraftarca bir kitap olacağını düşündürüyor bana.

10. Kitaba eklenen ve 2003-2019 yıllarını kapsayan sayfaları kulübün önüne koyasydını, kulüp o sayfaları basmaya yanaşır mıydı?

-Basmazdı. Çünkü elbette, dengeli ve sakin bir dille, öyle ajitatif şeyler söylemeksizin; kulübün özellikle 2015-2016'da birçok sadık ve kıdemli üyesini dışlayarak, küstürerek izlediği politika... Yani genel olarak kulüp yönetimiyle ilgili eleştirel bir yaklaşım var, dolayısıyla bunu istemezler diye düşünüyorum.

Ankara Rüzgarı: Gençlerbirliği Tarihi kitabı hakkında

"Ankara Rüzgarı – Gençlerbirliği Tarihi", başkent futbolunun en köklü çınarlarından biri olan Gençlerbirliği’nin asırlık yolculuğuna ışık tutan, adeta bir hafıza niteliği taşıyan kapsamlı bir eserdir. Tanıl Bora’nın titiz derlemesi ve kulübün ruhuna nüfuz eden anlatımıyla şekillenen kitap, sadece saha içindeki galibiyetleri ve mağlubiyetleri değil; kulübün Ankara Lisesi’ndeki kuruluş felsefesini, efsanevi başkan İlhan Cavcav dönemini ve "Alkaralar" kimliğinin toplumsal izdüşümlerini derinlemesine işler. Kırmızı-kara renklerin ardındaki sivil duruşu, altyapı geleneğini ve Ankara’nın değişen çehresiyle kulübün nasıl bütünleştiğini belgeleyen bu çalışma, hem bir spor tarihi kaynağı hem de bir kentin kültürel mirasına saygı duruşu niteliğindedir.

Spor Gençlerbirliği Futbol