Çocuk henüz Türkçeyi öğrenirken İngilizceye başlamalı mı?
Çocuklarda İngilizce eğitimi hangi yaşta başlamalı? Erken yaşta ikinci dil Türkçeyi etkiler mi? İngilizce öğretmeni Bahar Öztaşkın anlatıyor.
Öğretmen elindeki pembe kuklayı kaldırıyor ve sınıfa İngilizce sesleniyor. Birkaç dakika sonra masadaki İngilizce kelimelerin yer aldığı eğitici kartlardan birini gösterip çocuklara soru yöneltiyor.
Karşısındaki çocuk cevabı Türkçe veriyor.
Öğretmen oyunu sürdürürken aynı çocuk birkaç saniye sonra arkadaşına dönüyor ve bu kez cümlesinin arasına İngilizce bir kelime yerleştiriyor.
Üç, dört ve beş yaşındaki çocukların bulunduğu bir okul öncesi sınıfında Türkçe ile İngilizce arasında gidip gelmek yetişkinlere göründüğü kadar sıra dışı değil. Ancak çocuklarının yabancı dille erken yaşta tanışmasını isteyen birçok anne-babanın zihninde benzer sorular var:
Bir çocuk henüz Türkçeyi öğrenirken İngilizceyle de tanışmalı mı? İki dili aynı anda duymak çocuğun kafasını karıştırır mı? İngilizceye mümkün olduğunca erken başlamak gerçekten avantaj sağlar mı?
Ankara Mamak'ta bulunan Bilinç Koleji'nde okul öncesi sınıflara da İngilizce eğitimi veren Bahar Öztaşkın, erken yaşta ikinci dil eğitimini, sınıfta karşılaştığı örnekleri ve ailelerin en fazla merak ettiği soruları Yeni Ankara’ya anlattı.

İKİNCİ DİLLE TANIŞMAK İÇİN “DOĞRU YAŞ” VAR MI?
Çocuklarının İngilizce öğrenmesini isteyen ailelerin ilk karşılaştığı sorulardan biri yaş meselesi. Bazı aileler ikinci dile mümkün olduğunca erken başlanması gerektiğini düşünürken bazıları ise önce çocuğun Türkçesinin belirli bir seviyeye ulaşmasını beklemeyi tercih ediyor.
Peki gerçekten ikinci bir dile başlamak için ideal bir yaş var mı? “Ne kadar erken, o kadar iyi” yaklaşımı bütün çocuklar için geçerli mi?
Bahar Öztaşkın: “Ne kadar erken, o kadar iyi” yaklaşımına biraz daha farklı bakıyorum. Erken başlamak elbette avantaj sağlayabilir ama önemli olan sadece yaş değil, çocuğa dilin nasıl öğretildiği. Çocuğu sürekli kelime ezberlemeye ya da cümle kurmaya zorlamak yerine, İngilizceyi günlük hayatının doğal bir parçası hâline getirmek gerekiyor.
Özellikle 3–6 yaş döneminde çocukların İngilizceyi bir ders gibi değil, eğlenirken ve iletişim kurarken öğrenmesini çok değerli buluyorum. Örneğin sınıfta “Stand up (ayağa kalk)”, “Sit down (otur)”, “Give me the red one (Kırmızı olanı ver)”, “Where is your nose? (Burnun nerede?)” gibi ifadeleri günlük rutinlerin içinde kullanıyoruz. Çocuk bir süre sonra bunları ezberlediğini bile fark etmeden kullanmaya başlıyor.
Dolayısıyla benim için mesele “En erken kaç yaşında başlamalı?” sorusundan çok, “Çocuğa uygun ortamı nasıl oluşturabiliriz?” sorusu. Doğru yöntem, düzenli maruz kalma ve çocuğun kendini rahat hissettiği bir ortam olduğunda, erken yaşta ikinci dil öğrenmek gerçekten çok güzel bir fırsata dönüşebiliyor."
Öztaşkın, okul öncesi dönemde İngilizceyle tanışan çocuklarla daha ileri yaşlarda yabancı dil öğrenmeye başlayan çocuklar arasında da bazı farklılıklar gözlemlediğini belirtiyor.

3–6 yaş arasında İngilizce öğrenmeye başlayan bir çocukla daha ileri yaşta başlayan çocuk arasında ne gibi farklar gözlemliyorsunuz?
Bahar Öztaşkın: "3–6 yaş arasında başlayan çocukların dili daha doğal bir şekilde benimsediğini gözlemliyorum. Özellikle telaffuz ve İngilizcenin ritmine alışma konusunda erken yaşın önemli bir avantajı olabiliyor. Çocuklar bu dönemde dili kurallarını düşünerek değil, daha çok duyarak ve taklit ederek öğreniyorlar.
Daha ileri yaşta başlayan çocuklarda ise bilinçli öğrenme biraz daha ön plana çıkıyor. Kelimeyi, gramer kuralını veya cümle yapısını daha hızlı kavrayabilirler; ancak küçük yaşta başlayan bir çocuğun sahip olduğu doğal maruz kalma süresi ve telaffuz avantajı farklı olabiliyor.
Tabii burada her çocuğun aynı olmadığını da özellikle belirtmek gerekir. Geç başlayan bir çocuk da doğru eğitim ve düzenli pratikle çok iyi bir seviyeye ulaşabilir."
“TÜRKÇESİ TAM OTURMADAN İNGİLİZCE ÖĞRENMESİ DOĞRU MU?”
Ailelerin en büyük kaygılarından biri ise ana dil gelişimi.
Çocuk henüz Türkçedeki kelime hazinesini geliştirirken, cümle kurmayı öğrenirken ve dili günlük yaşam içerisinde keşfederken ikinci bir dille karşılaşmasının Türkçeyi olumsuz etkileyebileceği düşünülebiliyor.
Öztaşkın’a göre ise bu sorunun yanıtında çocuğun yaşı kadar ikinci dilin nasıl sunulduğu da önem taşıyor.
Çocuğun Türkçesi henüz tam gelişmeden İngilizce eğitime başlaması ana dil gelişimini olumsuz etkileyebilir mi?
Bahar Öztaşkın: "Tek başına erken yaşta İngilizce öğrenmek çocuğun Türkçe gelişimini olumsuz etkileyen bir durum değildir. Burada önemli olan çocuğun hem Türkçeye hem de İngilizceye ne kadar kaliteli ve anlamlı şekilde maruz kaldığıdır.
Özellikle küçük yaşlarda çocukların bazı kelimeleri veya ifadeleri iki dil arasında kullanması oldukça doğal. Ben daha çok çocuğun genel iletişim becerisine ve zaman içerisinde iki dili nasıl geliştirdiğine bakılmasını doğru buluyorum.
Ana dilin gelişimini de desteklemek gerekiyor. Yani İngilizce öğrenirken Türkçeyi ihmal etmemek, aksine çocuğun Türkçede de zengin bir kelime dağarcığına sahip olmasını desteklemek önemli."

BİR CÜMLEDE İKİ DİL: ÇOCUKLAR NEDEN TÜRKÇE VE İNGİLİZCEYİ KARIŞTIRIYOR?
Okul öncesi dönemde ikinci bir dille karşılaşan çocuklarda yetişkinlerin dikkatini çeken davranışlardan biri de aynı konuşmanın içerisinde iki farklı dili kullanmaları.
Bir çocuk İngilizce öğrendiği bir kelimeyi Türkçe cümlenin arasına yerleştirebiliyor ya da öğretmenin İngilizce sorduğu bir soruya Türkçe cevap verebiliyor.
Peki bu gerçekten “iki dili birbirine karıştırmak” anlamına mı geliyor?
Çift dilli büyüyen çocukların zaman zaman Türkçe ve İngilizce kelimeleri aynı cümlede kullanması normal midir?
Bahar Öztaşkın: "Evet, bu oldukça normal bir durum. Özellikle iki dili aynı anda öğrenen çocuklarda zaman zaman Türkçe ve İngilizce kelimelerin aynı cümlede kullanıldığını görebiliyoruz. Bu, çocuğun kafasının karıştığı anlamına gelmez.
Çocuk o anda bildiği veya kendini ifade etmek için daha kolay bulduğu kelimeyi kullanabilir. Örneğin bir cümlenin tamamını İngilizce kurup araya Türkçe bir kelime ekleyebilir.
Burada yetişkinlerin hemen “Yanlış söyledin” diyerek müdahale etmesi yerine, doğru ifadeyi doğal bir şekilde modellemesi daha faydalı. Çocuk kendini ifade etmeye devam ettikçe iki dil arasındaki ayrımı zaman içerisinde daha iyi oturtacaktır."

İNGİLİZCE DERSLE Mİ, OYUNLA MI ÖĞRENİLİR?
Yetişkinlerin yabancı dil öğrenirken alışkın olduğu kelime listeleri, gramer kuralları ve masa başı çalışmalar okul öncesi çocuklarda aynı şekilde işlemiyor.
Kuklalar, renkli kartlar, şarkılar, hikâyeler, hareketli oyunlar ve günlük sınıf rutinleri İngilizce dersinin önemli bir bölümünü oluşturabiliyor.
Öztaşkın’a göre küçük yaştaki çocuk açısından İngilizcenin “öğrenilmesi gereken bir ders” olmaktan çıkarılması kritik önem taşıyor.
Okul öncesi dönemde İngilizce öğretiminde ders anlatımı mı, yoksa oyun, şarkı ve günlük rutinler mi daha etkili?
Bahar Öztaşkın: "Okul öncesi dönemde benim için oyun, şarkı, hareket ve günlük rutinler kesinlikle daha ön planda. Çünkü 3–6 yaşındaki bir çocuktan uzun süre oturup öğretmeni dinlemesini ve bilgiyi akademik bir şekilde öğrenmesini beklemek çok gerçekçi değil.
Çocuk oyun oynarken, şarkı söylerken veya sınıfta günlük bir rutini gerçekleştirirken İngilizceyi tekrar tekrar duyduğunda dili çok daha doğal bir şekilde öğreniyor.
Örneğin sınıfa girerken “Good morning (günaydın)”, toparlanırken “Clean up (toparlanın)”, sıraya girerken “Line up (sıraya girin)” demek bile aslında bir öğrenme fırsatı. Çocuk bunları sadece bir kelime olarak değil, yaptığı bir davranışla birlikte öğreniyor. Bu nedenle okul öncesinde dili hayatın içine yerleştirmeyi çok daha etkili buluyorum."

HAFTADA BİRKAÇ SAAT İNGİLİZCE İLE ÇİFT DİLLİ EĞİTİM AYNI ŞEY Mİ?
Bir başka önemli ayrım ise İngilizcenin çocuğun eğitim hayatında ne kadar yer tuttuğu.
Bazı okullarda yabancı dil haftada birkaç ders saatiyle sınırlı kalırken bazı eğitim modellerinde İngilizce gün içindeki oyunların, etkinliklerin ve rutinlerin bir parçası haline geliyor.
İngilizcenin gün boyunca kullanıldığı çift dilli eğitim modeli ile haftada birkaç saat İngilizce dersi arasında nasıl bir fark var?
Bahar Öztaşkın: "Burada en büyük fark bence maruz kalma süresi ve dilin kullanım amacı. Haftada birkaç saat İngilizce dersi alan çocuk İngilizceyi belirli bir ders zamanı içerisinde deneyimliyor. Gün boyunca İngilizcenin kullanıldığı bir ortamda ise çocuk dili farklı durumlarda tekrar tekrar duyuyor ve kullanıyor.
Örneğin yemek yerken, oyun oynarken, sınıfa girerken veya bir arkadaşından bir şey isterken İngilizceyle karşılaşabiliyor. Böyle olduğunda İngilizce çocuk için sadece “İngilizce dersi” olmaktan çıkıp bir iletişim aracına dönüşüyor.
Ama burada da sadece İngilizce saatinin fazla olması yeterli değil. O sürenin nasıl değerlendirildiği ve çocuğun gerçekten dili kullanıp kullanmadığı çok önemli."
ÖĞRETMEN HİÇ TÜRKÇE KONUŞMAMALI MI?
Erken yaşta İngilizce öğretiminde tartışılan konulardan biri de öğretmenin sınıftaki dil tercihi.
Çocuğun İngilizceye mümkün olduğunca fazla maruz kalması amaçlanırken, anlamadığı bir noktada Türkçe kullanılıp kullanılmaması öğretmene göre değişebiliyor.
Öğretmenin çocuklarla sürekli İngilizce konuşması mı daha doğru, yoksa gerektiğinde Türkçeye dönmesi mi?
Bahar Öztaşkın: "Ben mümkün olduğunca İngilizceyi sınıfın doğal dili olarak kullanmayı tercih ediyorum. Ancak bunu çocuğun yaşına, seviyesine ve o anki ihtiyacına göre ayarlamak gerekiyor.
Özellikle başlangıç seviyesindeki çocuklarda öğretmenin mimiklerini, hareketlerini, görselleri ve tekrarları kullanması çok önemli. Her şeyi Türkçeye çevirmek yerine önce çocuğun anlamasına farklı yollarla yardımcı olmayı tercih ederim.
Ama çocuk gerçekten anlamıyorsa veya önemli bir noktayı açıklamak gerekiyorsa Türkçeden destek almak da yanlış değil. Bence amaç “Hiç Türkçe konuşmamak” değil; İngilizceyi mümkün olduğunca anlaşılır ve doğal hâle getirmek."
ÇOCUK YANLIŞ KONUŞTUĞUNDA NE YAPILMALI?
İngilizce öğrenmeye başlayan bir çocuğun kelimeleri yanlış telaffuz etmesi, eksik cümleler kurması veya Türkçe ile İngilizceyi birlikte kullanması öğrenme sürecinin bir parçası olabiliyor.
Ancak yetişkinlerin bu hatalara verdiği tepki, çocuğun İngilizce konuşmaya karşı geliştirdiği tutumu da etkileyebiliyor.
Çocukların İngilizce öğrenirken hata yapmasına ebeveynler ve öğretmenler nasıl yaklaşmalı? Sürekli düzeltmek doğru mu?
Bahar Öztaşkın: "Bence en önemli noktalardan biri çocukların hata yapmaktan korkmamasını sağlamak. Çünkü çocuk sürekli düzeltileceğini düşünürse konuşmaya çekinebilir.
Özellikle okul öncesinde amacımız her cümleyi kusursuz hâle getirmekten önce çocuğun iletişim kurma cesaretini geliştirmek olmalı. Yanlış söylediğinde hemen sözünü kesmek yerine doğru cümleyi biz tekrar ederek model olabiliriz.
Örneğin çocuk “He go school” derse, “Yes, he goes to school” diyerek doğru kullanımı doğal şekilde tekrar edebiliriz. Böylece çocuk hem doğru modeli duyar hem de kendini başarısız hissetmez.
Hata yapmak zaten öğrenme sürecinin bir parçası. Çocuğun hata yapmasına izin vermek, aslında onun dili kullanmasına izin vermek demek."

ANNE-BABA İNGİLİZCE BİLMİYORSA NE OLACAK?
İngilizce bilmeyen anne ve babaların en fazla merak ettiği konulardan biri de okulda başlayan yabancı dil eğitiminin evde nasıl sürdürülebileceği.
Ailenin İngilizce konuşamaması çocuğun öğrenme sürecinin desteklenemeyeceği anlamına geliyor mu?
Evde anne ve baba İngilizce bilmiyorsa okulda alınan İngilizce eğitimi yine de yeterince desteklenebilir mi?
Bahar Öztaşkın: "Kesinlikle desteklenebilir. Ebeveynlerin İngilizce bilmemesi çocuğun İngilizce öğrenemeyeceği anlamına gelmiyor.
Ailelerin illa İngilizce konuşması gerekmiyor. Evde İngilizce şarkılar dinlemek, çocuğun öğrendiği kelimeleri birlikte tekrar etmek, İngilizce hikâyeler dinlemek veya öğretmenin önerdiği basit etkinlikleri yapmak bile önemli bir destek sağlayabilir.
Hatta bazen velilere özellikle şunu söylüyorum: “İngilizcem iyi değil, yanlış söylerim” diye çocuğunuzla İngilizce iletişim kurmaktan tamamen kaçınmayın. Çünkü burada amaç mükemmel İngilizce konuşmak değil, çocuğun İngilizceyle olumlu bir bağ kurmasını desteklemek."
“NEDEN HÂLÂ İNGİLİZCE KONUŞMUYOR?”
Çocuğunu yabancı dil eğitimine gönderen bazı ailelerin beklentisi ise oldukça yüksek olabiliyor.
Birkaç aylık eğitimin ardından çocuğun İngilizce cümleler kurmasını, sorulara cevap vermesini veya evde İngilizce konuşmaya başlamasını bekleyen veliler bulunuyor.
Ancak dili anlamaya başlamak ile aktif olarak konuşmak aynı anda gerçekleşmeyebiliyor.
Bazı aileler çocuklarının kısa sürede İngilizce konuşmasını bekliyor. Okul öncesi dönemde gerçekçi beklenti ne olmalı?
Bahar Öztaşkın: "Bence okul öncesinde en gerçekçi beklenti çocuğun kısa sürede akıcı İngilizce konuşması değil, İngilizceyi anlamaya ve kullanmaya karşı olumlu bir temel oluşturması.
Bazı çocuklar çok hızlı şekilde kelimeler ve cümleler kullanmaya başlayabilirken bazı çocuklar uzun süre daha çok dinleyip gözlemleyebilir. Bu, mutlaka öğrenmediği anlamına gelmez.
Ben özellikle küçük yaşlarda çocuğun İngilizce söylendiğinde yönergeyi anlayabilmesini, günlük ifadeleri tanımasını, şarkılara ve oyunlara katılmasını ve zamanla kendi kelimelerini kullanmaya başlamasını önemli kazanımlar olarak görüyorum.
Her çocuğun öğrenme hızı farklı. Bu nedenle çocukları birbirleriyle karşılaştırmak yerine kendi gelişimlerini takip etmek çok daha doğru."

AİLELERE ÜÇ ÖNERİ
Öztaşkın’a son olarak çocuğunun yabancı dil öğrenmesini isteyen ancak nereden başlaması gerektiğini bilmeyen ailelerin ne yapması gerektiğini sorduk.
Çocuğunun İngilizce öğrenmesini isteyen ama nasıl başlaması gerektiğini bilmeyen bir anne-babaya üç temel öneriniz ne olur?
Bahar Öztaşkın: "İlk olarak, İngilizceyi çocuğun hayatında bir “ders” olmaktan çıkarmalarını öneririm. Şarkılar, hikâyeler, oyunlar ve günlük küçük ifadelerle İngilizceyi hayatın içine katabilirler.
İkinci olarak, çocuğu konuşması için zorlamamalarını ve başka çocuklarla karşılaştırmamalarını öneririm. Bazı çocuklar duyduklarını hemen tekrar eder, bazıları ise uzun süre dinledikten sonra konuşmaya başlar. Bu süreçte sabırlı olmak çok önemli.
Üçüncü olarak da düzenli olmalarını öneririm. Bir gün çok fazla İngilizce çalıştırıp sonra haftalarca hiç ilgilenmemektense, her gün 10–15 dakika bile olsa İngilizceyle olumlu bir şekilde temas etmek çok daha değerli.
Kısacası benim üç önerim: İngilizceyi eğlenceli hâle getirmek, çocuğa zaman tanımak ve sürekliliği sağlamak. Çocuk İngilizceyi bir zorunluluk olarak değil, hayatının doğal bir parçası olarak gördüğünde öğrenme süreci çok daha keyifli oluyor.
İKİ DİL ARASINDA BÜYÜYEN BİR SINIF
Ders ilerlerken sınıfta başta yaşanan küçük sahne bir kez daha kendini gösteriyor.
Öğretmenin İngilizce yönelttiği soruya birkaç dakika önce Türkçe cevap veren çocuk, bu kez arkadaşına döndüğünde cümlesinin arasına öğrendiği İngilizce kelimelerden birini yerleştiriyor.
Ne öğretmeni onu konuşmaya zorluyor ne de çocuk kullandığı kelimenin üzerinde özellikle duruyor. Oyun devam ediyor.
Belki de sınıfta yaşanan tam olarak Öztaşkın'ın anlattığı süreci özetliyor: Çocuklar dili her zaman yetişkinlerin beklediği sırayla öğrenmiyor. Önce duyuyor, kimi zaman Türkçe cevap veriyor, bazen iki dili aynı cümlede kullanıyor; sonra duyduğu bir kelime, oyunun ya da günlük konuşmanın içinde kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Bu nedenle birkaç dakika önce Türkçe karşılığını kullandığı bir kelimeyi daha sonra İngilizce söylemesi, “Bugün kaç kelime öğrendi?” sorusuyla ölçülebilecek bir değişimden çok, ikinci dilin çocuk için yavaş yavaş bir ders olmaktan çıkıp iletişimin parçasına dönüşmesini gösteriyor.
Öztaşkın'ın ailelere verdiği son mesaj da sınıftaki bu görüntüyle örtüşüyor:
“Çocuk İngilizceyi bir zorunluluk olarak değil, hayatının doğal bir parçası olarak gördüğünde öğrenme süreci çok daha keyifli oluyor.”