Ankara'daki küçük atölyenin büyük sırrı: Bilgisayardan önce o vardı!
Günümüzde her şeyin bilgisayarda tasarlandığı ve seri üretildiği sektöre inat, geçmişte her bir deseni evinde oturup kağıda dökerek işe başlayan Nihat Usta, bugünün tüketim çılgınlığına çarpıcı bir ayna tutuyor.
Yıllarca Türkiye'nin önemli projelerinde ve yurt dışındaki prestijli yapılarda metal işçiliği yapan demir ustası Nihat Gökçe, meslekte geçen onlarca yılını, el işçiliğinin inceliklerini ve değişen üretim anlayışını Yeni Ankara'ya anlattı. Pandemi sonrası büyük atölyesini kapatan Gökçe, bugün küçük atölyesinde geleneksel demir sanatını yaşatmayı sürdürüyor.

Ankara'da yıllardır demir ve metal işçiliği yapan usta isimlerden Nihat Gökçe, çocuk yaşta başladığı mesleğinde Türkiye'nin birçok önemli projesinde görev aldı. Şehir hastanelerinden otellere, villalardan marina projelerine, yurt dışındaki saraylardan prestijli yapılara kadar birçok çalışmada emeği bulunan Gökçe, bugün ise daha küçük ölçekli işlerle mesleğini sürdürüyor.
Aslen Yozgat'ın Yerköy ilçesinden olduğunu belirten Gökçe, Ankara'da mezun olduğu ilkokulun ardından Sanat Okulu'nda eğitim aldığını ifade ederek, okuldan mezun olduktan sonra demircilik mesleğine adım attığını anlattı.

"BÜYÜK PROJELERDE YILLARCA ÇALIŞTIK"
Meslek hayatı boyunca büyük firmalarla çalıştığını belirten Gökçe, pandemi dönemine kadar geniş kapsamlı projelerde yer aldığını söyledi.
"Büyük firmalara iş yaptık. Şehir hastaneleri, köprüler ve birçok önemli yapının metal işlerinde görev aldık. O dönem büyük bir atölyemiz vardı. Türkiye'nin farklı şehirlerinde önemli projelerde çalıştık. Yurt zamanda birçok projede yer aldık. Pandemiden sonra atölyemi kapattım. Artık yaşım gereği büyük projelere girmiyorum. Küçük işler yapıyor, mesleğimi burada sürdürmeye devam ediyorum." dedi.
Gökçe, Ankara'daki otellerde, Çukurambar'daki lüks konutlarda, Antalya'da yürütülen özel projelerde ve Hazar Denizi kıyısındaki yapılarda da çalışmalar gerçekleştirdiklerini belirtti.

ÇOCUK YAŞTA USTALARININ YANINDA YETİŞTİ
Mesleğin okul kadar usta-çırak ilişkisiyle öğrenildiğini söyleyen Gökçe, çocukluk yıllarının sanayide geçtiğini anlattı.
"Biz ustalarımızın yanında yetiştik. Okul elbette önemliydi ama işin asıl mutfağı sanayiydi. O dönemde yabancılara çalışan ustalarımız vardı. Biz de onların yanında işi öğrendik. Demir bölümü okuduk. Sonra bir müşterinin bana 'Bunu yapabilir misin?' demesiyle ilk özel işimizi aldık. Yaptığımız işler beğenilince yeni projeler geldi ve referansla büyüdük."
"ÖNCE ÇİZER, SONRA DEMİRE İŞLERDİK"
Mesleğe başladığı yıllarda bilgisayar destekli tasarım programlarının bulunmadığını belirten Gökçe, üretimin ilk adımının her zaman çizim olduğunu söyledi.
"Bir korkuluk, kapı ya da balkon yapacağımız zaman önce evde oturur çizerdik. Ölçülerini alır, desenlerini oluşturur, müşteriye gösterirdik. Müşteri beğenirse sözleşmeyi yapar, daha sonra üretime başlardık. O dönem her şey elimizden çıkıyordu."

"ESKİDEN HER PARÇA TAMAMEN EL İŞİYDİ"
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte üretim anlayışının değiştiğini belirten Gökçe, geçmişte tüm çalışmaların el emeğiyle yapıldığını söyledi.
Eskiden kullanılan gazlı sanayi ocaklarında demirlerin ısıtılarak yumuşatıldığını anlatan Gökçe, daha sonra bu demirlerin örs üzerinde tamamen ustaların el emeğiyle şekillendirildiğini ifade etti.
"Bugün burada gördüğünüz birçok parça tamamen el işidir. O zamanlar CNC makineleri yoktu. Ölçüyü alır, çizimini yapar, ardından demiri tamamen elimizle şekillendirirdik. Her ürünün içinde ustanın emeği vardı."
"TEKNOLOJİ ARTTIKÇA SANAT GERİ PLANDA KALDI"
El işçiliğinin maliyetinin yükseldiğini söyleyen Gökçe, seri üretimin geleneksel demir sanatını büyük ölçüde gerilettiğini dile getirdi.
"Bugün teknoloji çok gelişti. İnsanlar seri üretime yöneldi. El işçiliği daha pahalı hale geldi. Eskiden sıcak demir dövme sanatı çok daha yaygındı. Şimdi bu işi yapanların büyük bölümü seri imalat yapıyor. Gerçek anlamda el sanatını sürdüren usta sayısı oldukça azaldı."
EKONOMİK ŞARTLAR TERCİHLERİ DEĞİŞTİRDİ
Vatandaşların ekonomik nedenlerle uzun ömürlü el yapımı ürünlerden uzaklaştığını ifade eden Gökçe, günümüzde daha çok hazır ürünlerin tercih edildiğini söyledi.
"Eskiden sağlam olsun diye ağır malzemeler kullanılırdı. Şimdi insanlar daha hafif, daha ucuz ürünleri tercih ediyor. Bir yıl kullanıp yenisini alıyor. Mağazalar seri üretim ürünlerle dolu. Gençler de daha çok bu ürünlere yöneliyor. Bize ise daha çok nostaljik kafe açanlar geliyor. Eski tarz masa, sandalye ya da dekoratif ürünler yaptırıyorlar."
YAKTIĞI İŞLER YENİ PROJELERİN KAPISINI AÇTI
Başarılı işlerin yeni referanslar oluşturduğunu anlatan Gökçe, Azerbaycan ve İzmir'de yaptığı çalışmalar sayesinde yeni projeler aldığını belirtti.
"Azerbaycan'da yaptığımız saray projeleri ismimizi duyurdu. Daha sonra başka firmalar bizi buldu. Çeşme Marina'da yaptığımız işleri görenler de bizi arayıp yeni projeler teklif etti. Bu meslekte en büyük reklam yaptığınız iştir."
"ESKİDEN MÜŞTERİYE BİLGİSAYAR DEĞİL ÇİZİM GÖSTERİRDİK"
Teknolojinin olmadığı yıllarda tüm projelerin önce elde çizildiğini söyleyen Gökçe, müşterilerin kararını da bu çizimlere göre verdiğini anlattı.
"Korkuluk, kapı ya da başka bir iş yapacağımız zaman önce kâğıda çizerdik. Müşteriye onu gösterirdik. Beğenirse sözleşmeyi yapar, daha sonra üretime başlardık. Şimdi her şey bilgisayarda hazırlanıyor ama o dönemin el çizimleri bambaşkaydı."

Yıllarını demir sanatına veren Nihat Gökçe, gelişen teknolojiye rağmen el emeğinin ve ustalığın hiçbir zaman değerini kaybetmeyeceğini belirterek, geleneksel demir işçiliğinin gelecek kuşaklara aktarılmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Bugün bilgisayar ekranlarında hazırlanan projelerin aksine, her çizgi ustanın tecrübesini, estetik anlayışını ve yılların birikimini yansıtıyor. Nihat Gökçe'nin arşivinden çıkan bu eskizler, demire şekil vermeden önce sanatın aslında kâğıt üzerinde başladığını bir kez daha ortaya koyuyor.