12 Eylül’de 22 yaşında gözaltına alındı: İzzet Yıldız Mamak C5’te yaşadıklarını anlattı
Kırıkkaleli İzzet Yıldız, 12 Eylül darbesinden yaklaşık bir ay sonra 22 yaşında gözaltına alındığını, C5’te yaklaşık 10 gün kaldığını ve ardından Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderildiğini anlattı.
12 Eylül 1980 darbesinde Mamak'taki sürecine dair konuşan İzzet Yıldız, 22 yaşında gözaltına alınışını, C5’te geçirdiği 10 günü ve ailesinin yaşadıklarını Yeni Ankara'ya anlattı.
Kırıkkaleli İzzet Yıldız, 12 Eylül 1980 darbesinin ardından henüz 22 yaşındayken gözaltına alınarak götürüldüğü Ankara Mamak’taki günlerine dair çarpıcı ifadeler kullandı. Yıldız, 12 Eylül sonrası sürecinde C5’te geçirdiği yaklaşık 10 günü, Mamak Askeri Cezaevi’nde yaşadıklarını ve dışarıda bekleyen ailesinin yaşadığı sıkıntıları kendi sözleriyle aktardı.
"12 EYLÜL MAMAK SÜRECİNDE 22 YAŞINDAYDIM"
İnşaat sektöründen emekli olan darbenin mağdurlarından Yıldız, o günleri anlatırken, “Aslen Keskin’in Armutlu köyündenim. 1958 doğumluyum. 12 Eylül olduğunda 22 yaşındaydım” dedi. Gözaltına alındığı dönemde henüz üç aylık evli olduğunu söyledi. 1980 yılının ekim ayında gece saatlerinde Ankara’dan gelen özel bir ekip tarafından evlerinden alındıklarını belirten Yıldız, gözlerinin bağlandığını ve önce alaya, ardından disiplin bölümüne götürüldüklerini anlattı.
Birkaç gün disiplin bölümünde tutulduklarını aktaran Yıldız, daha sonra merkeze indirildiklerini, sorgularının ardından Ankara’ya gönderildiklerini ifade etti.
“YAKLAŞIK 10 GÜN BOYUNCA İŞKENCE GÖRDÜK”
Yıldız’ın anlatımına göre Ankara’ya gönderildikten sonra götürüldüğü C5, hayatının en ağır dönemlerinden birinin başladığı yer oldu. Yaklaşık 16 metrekarelik bir odada 30 kişinin tutulduğunu söyleyen Yıldız, soğuk beton zeminde, son derece ağır şartlar altında kaldıklarını belirtti. Yıldız, kendilerine günde yalnızca çeyrek ekmek verildiğini ve verilen ekmeğin de bayat olduğunu söyledi.
Tuvalete gitmenin dahi izne bağlı olduğunu anlatan Yıldız, o günlerde en küçük hareketin bile baskıyla karşılandığını dile getiren yıldız “C5’te akla hayale gelmeyecek işkenceler ve çok ağır şartlar vardı” dedi ve bazı zamanlarda dışarı çıkarıldıklarını, yere ıslak havlular serilerek tam siper yatırıldıklarını anlattı.
C5’te gördüklerini aktarırken, “İçeriden insanların götürüldüğünü görüyorduk. İşkence yapılan insanlar vardı” ifadelerini kullanan Yıldız, C5’te kaldığı sürenin Kurban Bayramı dönemine denk geldiğini belirterek yaklaşık 17 Ekim ile 27 Ekim arasında burada tutulduklarını söyledi.
O dönemde uygulanan yöntemlerden birinin Filistin askısı olduğunu anlatan Yıldız, yaşananları şöyle aktardı:
“En basit işkencelerden biri Filistin askısıydı. Kollarınıza bir sırık bağlıyorlar ve sizi asıyorlardı.”
27 Ekim’de ilk sorgularının yapıldığını belirten Yıldız, sorgunun ardından tutuklandıklarını ve Mamak Askeri Cezaevi’ne gönderildiklerini söyledi.
MAMAK CEZAEVİ’NDE SABAH 6’DA BAŞLAYAN BASKI
Yıldız, Mamak Askeri Cezaevi’nin C Blok’una gönderilmesiyle birlikte kendileri açısından yeni ve ağır bir dönemin başladığını ifade etti.
Cezaevinde sabah saat 06.00’da kaldırıldıklarını, gün içerisinde askeri eğitim benzeri bir düzen uygulandığını anlatan Yıldız, tıraş olmamaktan yürüyüş düzenine kadar birçok konuda baskı gördüklerini şu sözlerle anlattı:
“Sabah saat 6’da kalkıyorduk. Acemi eğitimi gibi bir düzen kurulmuştu. Tıraş olmadığınız için sopa, bağırmadığınız için sopa, yürüyüş yapmadığınız için sopa vardı”
Bu düzenin akşam saat 20.00’ye kadar sürdüğünü belirten ve akşam saatlerinde ise gece derslerinin başladığını aktaran Yıldız, saat 22.00’de zorunlu yatış uygulandığını ifade etti. Yıldız, Mamak Cezaevi’ndeki sistemi, “Bulgaristan’daki Belene Kampı’nın yönetim biçimine veya Japonya’daki temerküz kamplarına” benzetti.
AİLESİNİN CEZAEVİ KAPISINDAKİ BEKLEYİŞİ
Yıldız’ın anlatımında dikkat çeken bir başka bölüm ise cezaevinin dışında bekleyen ailesinin yaşadıkları oldu.
Cezaevinde tutulanların yalnızca birkaç dakikalık görüş hakkı için ailelerin gecenin ilerleyen saatlerinde yola çıktığını belirten Yıldız, ailesinin de sabah ilk sıraya girebilmek için saat 03.00’te yola çıkmak zorunda kaldığını söyledi.
“Biz içeride işkence görürken ailelerimiz dışarıda büyük sıkıntılar çekiyordu” diyen Yıldız, ailelerin yaz-kış demeden cezaevinin önünde beklediğini ifade etti.
Görüşmenin yalnızca üç dakika sürdüğünü anlatan Yıldız, ailelerin ilk sıraya girememesi halinde o gün görüşme yapamadıklarını söyledi ve yıllar sonra geriye dönüp baktığında, cezaevinde yaşadıkları kadar ailelerinin çektiği sıkıntıların da ağır olduğunu vurgulayarak şöyle dedi:
“Biz gençtik. Yaşadık, çektik ve geçtik. Ama anne babalarımızın, eşlerimizin, kardeşlerimizin yaşadığı acı çok daha farklıydı”
“BENİM SUÇUM TÜRK OCAKLARI ÜYESİ OLMAKTI”
12 Eylül döneminde gözaltına alınma ve cezaevine gönderilme süreçlerinin yalnızca eylemlere katılanlarla sınırlı olmadığını savunan Yıldız, kendi durumunu da bu çerçevede değerlendirdi.
Herhangi bir polisiye eyleminin bulunmadığını söyleyen Yıldız, kendisi açısından sürecin Türk Ocakları üyeliği üzerinden geliştiğini şu sözlerle belirtti:
“Cezaevine gönderilmek için mutlaka bir eylem yapmış olmanız gerekmiyordu. Benim suçum Türk Ocakları üyesi olmaktı. Herhangi bir polisiye eylemim yoktu”
Yıldız, dönemin baskı ortamını anlatırken yalnızca kişilerin değil, ailelerinin de soruşturma ve gözaltı süreçlerinden etkilenebildiğini ileri sürdü.
“Babanızın ismini verseniz babanızı götürüyorlardı. Annenizin ismini verseniz annenizi götürüyorlardı” diyen Yıldız, yaşananları tek bir ifadeyle özetledi: “Bir tufan yaşandı. Böyle bir tufan.”
Yıllar sonra 12 Eylül dönemine ilişkin hafızasını paylaşan İzzet Yıldız’ın anlatısı, darbe sonrasında gözaltına alınan gençlerin yaşadıkları kadar, cezaevi kapılarında bekleyen ailelerin geçirdiği ağır günlere de ışık tutuyor.